Performans Yönetimi - İsmet Barutçugil
İşini sevmeyen insan başarılı olabilir mi?

Açıkçası İsmet hocayı daha önce tanımadığımızdan bu kadar renkli bir röportaj olacağını hiç tahmin etmemiştik. “Performans Yönetimi” gibi soğuk ve yönetimsel bir kavramı konuşacaktık onunla...
İsmet Barutçugil hocamız, bizim için kapalı kutuydu, onu açtık ve içinden çok neşeli ve bilgili bir uzman çıktı. İşini sevmenin öneminden bahsederken bizi çok düşündürdü. Hayatımız bir film şeridi olup gözlerimizin önünde vizyona girdi. Biz bu röportajdan çok şey öğrendik... Eminim sen de aynı şeyleri hissedeceksin.
Performans yönetimi için nasıl bir model öneriyorsunuz?
Bir insanın hayatında başarılı olması için üç temel ihtiyacı var. Bunlardan biri, bilgi... Hayatta yapmak istediği iş ve meslek ile ilgili temel, teknik ve teorik bilgiler. İkincisi beceri; kişinin yetenek anlamında beceriye ihtiyacı var, doğuştan yaptığı daha sonra deneyerek, yaşayarak edindiği bir takım yetkinliklere... Üçüncüsü de istek, heves ve heyecan. Başka bir deyişle tutku. Bu üçünün bir arada olması hâlinde başarılı bir insan ve etkili biri olunabiliyor.
Bilgi ve beceriye sahip, tecrübesi olan ve istediği takdirde her işin üstesinden gelebilecek insanlar vardır ama isteklerini kaybettiklerinden hiçbir şey yapmazlar. Dolayısıyla bilgi ve becerisi olmasına rağmen bunu hayata geçiremeyenler, başarısız oluyor.
Bazı insanlar da tam tersine... Çabalıyor, yapmak istiyor fakat bilgisi olmadığı için çaba ve uğraşları sonuç vermiyor. Bu insanlar gayretlerini doğru yönde kullanırlarsa çok güzel şeyler yapacak kapasitede olmalarına rağmen, bilgisizlik yüzünden de yanlış şeyler yapıp daha kolay bitirebileceği basit işleri uzatıyor, yanlış yönlerde emek ve zamanını harcıyor olabilirler. Bazı insanlarınsa istek ve bilgisi var ama hiç pratik yapmamışlar, çok acemiler, işte bu eksiklik de biraz ustalıkla biraz da pratikle giderilebilir.
Toparlayacak olursak bu üçünün de bir arada olması gerek, birinin eksik olmasıyla performans ve başarı gerçekleşmiyor. Bu üçünün içinde en zor geliştirilebileni ve elde edilenleri ise tutku, istek ve heyecan. Çünkü bilgisini okula giderek, kursa katılarak ya da parasını ödeyip ders alarak geliştirir, eğer imkânı varsa pratik yaparak beceriyi de kazanabilir.
#yenisayfa#
Örneğin basketbol oynamak istiyorsa sürekli antrenman yapar, potaya atış yaparak basketbol oynamayı öğrenir, keman öğrenmek istiyorsa sürekli prova yapar, sürekli çalarak kendini geliştirir. Ama istek yoksa hiçbirinde başarılı olamaz. Bu yüzden kişisel gelişimin altında da istek, ilgi, sevgi ve heyecan yatıyor.
Bazen bakıyorsunuz karşınızdaki çok iyi okullara gitmiş, iyi diplomalar almış sınavı geçmiş yani yeterli bilgiye sahip. İşe başladığında ise pratiği olmadığından işi görerek öğrensin diye ustasının yanına veriyorsunuz. Ama kişi o alanda çalışmayı istemiyorsa, içinden gelmiyorsa kendini adamıyor. Bilgisini kullanmak istemeyip becerisini ortaya koymuyor. İşte bu noktada eğitmen, yönetici ve danışmanlara düşen görev; bir işi yaptırmak ya da bir insanı mesleğe kazandırmak için ona istek vermek. Bunun bir adı motivasyon olabilir başka adlar da bulunabilir ama yürek, istek, heyecan bence bir genç için en önemli şeylerdir.
İstemediği hâlde aile baskısıyla meslek tercihi yapıp o alanda işe başlayan bir insana söylenen “alışırsın zamanla” gibi yaygın bir ifade vardır. Bu anlamsız bir iyimserlik midir?
Başkalarının çabalarıyla başlanan bir iş sonuç vermez. Eğitmen, aile, eş dost… Bunlar ne kadar isteyip çaba sarf etseler de eğer kişi kendisi istemiyorsa sonuç vermez ama eğer işi biraz da olsun istiyorsa çevredekilerin baskısı olumlu sonuç verebilir.
Gelişim ve değişim, kişinin kendisinde başlar. Sevmediği bir iş, istemediği bir uğraş varsa o zaman kendi kendine soracak! Hakikaten işini sevmek istiyorsa o zaman kararını verecek ve o karardan dönmeyecek. “Ben işimi seveceğim” diyecek, bu telkin ya da bir iç isteklendirme da olabilir. İnsan kendini koşullandıracak. Yaptığı mesleği sevecek. “Bu işi aldım” “bu mesleği seçtim” “bu işi seviyorum” diyecek, ancak bunu söylerse sever ve başarılı olur. İşini sevmeyi istemesi lazım, istemeyi istemesi lazım. “Sevmiyorum” “istemiyorum” diyerek, kendi kendine bahaneler bularak senaryo yazmasına hiç gerek yok. Eğer işini sevdiğine karar veriyorsa çevresine söyleyecek, bu bir anlamda oto-kontrol, dış-kontrol da olacak. “Ben işimi seviyorum” “ben işimde başarılıyım” bunu tekrarlayacak. Bu bir anlamda düşünce gücü, bir anlamda sözün davranışa dönüşme gücü, davranışın da o kişide alışkanlık bir kişilik yapması durumu. Bunları sık sık söyledikçe olumlu bir zihinsel güç gelişecek ve düşünce yerleşecek.Tam tersine “ben bu işi sevmiyorum” “yapmak istemiyorum” “bu işi başkaları istedi diye seçtim” derse bu şekilde düşünce ve davranış şekli gelişir. Kısaca başkalarının yönlendirmesiyle yapılacak iş, başarısızlığa atılan bir adımdır.
Bilgiden daha zor ulaşılan şey istek. Ama içinde yaşadığımız çağa da “Bilgi Çağı” deniyor. Bilgi yönünden zengin bir çağdayız. O zaman bir de “İstek Çağı” mı yaşamalıyız?
#yenisayfa#
Bilgiye de tecrübeye de ulaşmak artık çok kolay. Zaman ayırırsanız kazanırsınız. Bilgi son derece bol, bilgisayarın bir tuşuna basarak, internette bir anahtar kelime ile 34 bin, hatta daha fazla bilgiye ulaşıyorsunuz. İnternet, matbaa çağı gibi bir şey.
İnsanlara pratik yapma fırsatı da veriliyor. Bir işe girip, öğrenmek için zaman istediğinizde üç ya da altı ay süre veriliyor, ayrıca pratiği geliştirebilecek başka olanaklar da bulunabilir, ama istek olayı başka bir şey. Tutkuyla istemek... Bir insanda bu isteği uyandırmak, bu ateşi yakmak dışardan biraz da olsa sağlanabilir. Koç ve eğitmenler bu anlamda katkıda bulanabilir ama yine de işin özü “insanın içinde varsa vardır”a geliyor. Aslında bu her insanda vardır yeter ki ortaya çıksın. Ben Tanrı’nın herkese adil olduğuna inanıyorum. Tanrı herkese o ateşi vermiştir, kimisi o ateşi köreltir, söndürür, karartır, kimisi de alevlendir canlandırır. İşte toplumun liderlerine, eğitmenlerine, şirket yöneticilerine, lider yöneticilere düşen görev; insanların içindeki ateşi ortaya çıkarmak ve daha canlı hâle gelmesi için ona destek vermek. Bu olursa bence çok şey değişir. “Eski köye yeni adet getirme”, “hayal dünyasında gezme” gibi söylentilere kulak asmamalı. Tutkuyu körelten dış tepkilerdir.
Arabesk kültür, Türkiye’de insanların içindeki ateşi köreltiyor. İnsanlar, “bunaldım, öldüm, bittim, yandım” edebiyatıyla “Benden bir şey olmaz”, “Bu memleketten adam çıkmaz” gibi laflarla kendini olumsuz etkiliyor ve olumsuz telkinlerde bulunuluyor.
Bu performans tarzı, şirketlerde ne ölçüde uygulanıyor? Gerek şirketlerde, gerek üniversitelerde bunlar öğrencilere yeteri kadar anlatılıyor mu?
Şöyle de denebilir, eğer siz bir insana ne yapacağını öğretirseniz bilgisini öğrenmiş demektir, nasıl yapacağını da öğrenmişse o beceridir, niçin yapacağını öğrenmişse o da istektir, motivasyondur. Çoğu zaman öğretmen ve yöneticiler yapılacak işi dikte ederler “bu işi yapacaksın”, “bu işi böyle yapacaksın” gibi... İş verilen kişi “iyi peki güzel de ben bu işi ne için yapacağım” sorusunu sormuyor. Sadece, yöneticisi ya da eğitmeni yap diyor. Bu sefer de kafasında soru işareti oluyor “bundan bana ne” diye. Yönetici buna bir cevap vermeyip “yap” dediği için gerekli motivasyon alınmıyor, işi yapan, yaptığı şeyi istemeye istemeye yapıyor. İçinden gelmiyor, isteksiz olduğu için de bilgi ve becerisini yeteri kadar kullanmıyor.
Ben eğitim için sınıfa girdiğimde en az 1-2 saati; “biz bu konuyu niye öğrendik”, “bu konu bize nerede lazım olacak”, “bunu öğrendiğiniz zaman ne fark edecek” bu konuları konuşuyoruz ve o zaman derse ilgi uyanıyor... “Demek ki biz bu satış kısmında şunu öğrenirsek bu işimize yarayacak, şu özelliğimizi geliştirirsek şurada kullanacağız” diye düşündüklerinde ister istemez istek uyanıyor içlerinde.
#yenisayfa#
Yöneticiler de öncelikle karşılarına aldıkları hitap ettikleri insanlara işi niye yapmaları gerektiğini söylemeliler. Aslında devir değişti, insanlar emir kulu oldukları için, görev tamamlamak için yapmak istemiyorlar, katkıda bulunmak, değer katmak istiyorlar, kendi bir takım özelliklerini o işin içinde görmek istiyorlar. İş bittiği zaman da “bunu ben yaptım” demek onları motive ediyor.
Sonunda insanlara niçin bir şey yaptıklarını söylememiz lazım. Bu onda isteği uyandırmanın bir adımıdır. İstek olduğunda bilgi doğru kullanılır.
Bu insanlara da lider deniyor. Öyle değil mi?
Yönetici, bir insana ne yapması gerektiğini söyler, lider ise niçin yapması gerektiğini söyler. Bizim de liderlere ihtiyacımız var. Şimdi insan kaynaklarının bir görevi de personele niçin orada olduklarını söylemek, önemli olduklarını katkı sağlattıklarını hissettirmek ama bu da tam anlaşılmış değil. İnsan kaynakları bölümlerinin adları değişti ama birçoğu hâlâ yalnızca işe alma performanslarını ölçmekle uğraşıyorlar.
Bilgi ve istek aynı anda kazandırılabilir mi? İnsanlar hem “ne”yi, hem “niçin”i aynı anda anlayabilir mi? Yoksa böyle bir programa eğilimi mi olması gerekir?
Türkçe’de karşılıkları aynı değil. İkisi de öğretici İngilizce’de bir “teacher” bir de “trainer” var. “Teacher” dediğimiz öğretmen, bilgi aktarır ama onu aslında hayata hazırlaması gereken hayatın “neden”lerini “niçin”lerini uygulatan “trainer”dır. Fiziksel bir iş dışında, beyin gerektiren bir iş verildiğinde “niçin” sorusunun yanıtı verilmelidir. Bilgi çağında çalışan insanın, fikirlerini rahatlıkla beyan etmesi gerekir.
Çalışma hayatına giren bir bireyin “ben niçin çalışıyorum?” sorusunu kendine sorması gerekir. Bulunduğu pozisyonda sorgulama yapmalı. “Niçin” sorularının yanıtını bulmalı. Eğer ki temel ihtiyaçlarına doyurucu cevap alamıyorsa işi bırakmalı. Buradaki kriterler: para, dostluk, tecrübe ve kariyer olmalı.
Bilgili insanların kendilerini yenilemeleri gerekir. Bilgi saklayan kişi, müze bekçisi gibi olur. Güncelleme olmazsa başarı da olmaz. Son olarak söylemek istediğim bir şey var: içinizdeki isteği uyandırın!
İsmet Barutçugil’den özlü sözler;
Teknoloji üreten değilsen, mühendis değilsindir.
Niçin yaptığını tespit edemeyen kişi başarılı bir öğrenci olsa dâhi iş hayatında başarısız olur.
İsmet BARUTÇUGİL’e ait kitaplar;
Müşteri İlişkileri ve Satış Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2009
Etkili Yönetim Becerileri, Kariyer Yayınları, 2009
Proje Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2008
Arge Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2006
#yenisayfa#
Kişisel Gelişimde Kapıları Açmak, Kariyer Yayınları, 2006
Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi Kariyer Yayınları, 2006
Yöneticinin Yöntemi, Kariyer Yayınları, 2006
Bilgi Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2002
Eğiticinin Eğitimi: Eğitim Becerilerinin Geliştirilmesi, Kariyer Yayınları 2002
İş Hayatında Kadın Yönetici, Kariyer Yayınları, 2002
Organizasyonlarda Duyguların Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2002
Performans Yönetimi, Kariyer Yayınları, 2002
Turizm Ekonomisi ve Turizmin Türk Ekonomisindeki Yeri, Beta Yayınevi, 1986