İyi, hoş da, metodun teoride iyi olması her zaman pratikte de iyi sonuç verdiği anlamına gelmez değil mi? Pek çok okul, interaktif bir sistemi vaat etse de, iş uygulamaya geldiğinde o okulların eksikleri ortaya çıkabiliyor. Eğer ciddi olarak e-learning’le ilgileniyorsan seçimini yapmadan önce iyi düşünmen ve kapsamlı bir araştırma yapman şart.
Sistemin büyük bir dezavantajı atmosfer eksikliği. Florasanlarla aydınlatılmış, eğer küçükse herkes bir kere nefes alıp verdikten sonra havasız olmaya başlayan, arkanda oturanların maç muhabbeti yaptığı, yanınızdakinin kız arkadaşıyla masa altından mesajlaştığı, yaşını başını almış profesörün tebeşir tozu içinde kaldığı sınıf atmosferi, dijital ortamda maalesef sağlanamıyor.
“Kantini olmayan okula okul demem” diyorsan, tuğla duvarlar dışında olabilmek avantaj olduğu kadar motivasyon eksikliği de yaratabilir dikkat! Disiplin deyince aklına disiplin cezasından başka bir şey gelmeyenler için ise amiyane tabirle “iş biraz yaş”. “Bilgisayar açılana kadar ben bir sevgilimin sesini duyayım, bir msn açayım, arada farmville de oynayayım, amaaan yarın sabah erkenden bakarım icabına, şimdi güzelinden bir film seyredeyim” gibi genel öğrenci kaytarma metotlarını bilinçli ya da bilinçsizce uygulamak için bu sistem müsait.
Atalarımız “kişi kendin bilmeli” diye boşuna dememişler. Önemli olan öğrencinin kendisini tanıması ve en verimli öğrenimi nasıl yapabildiğini bilmesi. Bazıları İnternet üzerinde araştırarak, bazıları ise videolar sayesinde (görsel olarak) daha iyi öğrenir. Kendine sorman gereken ilk soru “Ben en iyi nasıl öğreniyorum” olsun! Öğrenim hayatın bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirmeyi denersen, ilk aklına gelenler; Resim öğretmeninizin yağlıboya tabloları mı, Türkçe hocanızın size kitap okurken incelen tiz sesi mi, kimya hocası Necmettin Bey’in renkli, yanardönerli deneyleri mi yoksa biyoloji kitabının resimleri mi? Verdiğin cevaplar sana nasıl daha iyi öğrendiğini gösterecektir.
Tartışmalara girmekten zevk alanlar, fikir beyan edip tez antitez savaşlarını keyifle takip edenler, danışmanları, sınıf arkadaşları ve öğretmenleriyle gerektiğinde iletişime geçme imkânı veren ve etkileşimin dibine vuran programlardan hoşlanacaklardır.
“Herkesle aynı saatte online olacağım diye uykumdan olamam” diyenler de haklı. Maksat öğrenme eylemini zorlaştırmak değil ki. O istediği zaman online olsun, sen istediğin zaman ol. Tartışma odasına girip her dakika yeni gelişmelerden haber alıp, Japon’un sabah beşte Hollandalı’nın akşam 7’de yazdığı görüşlerine yorum yapabilirsiniz. Haftada en az üç kere online olmayı şart koşan ve tartışma tablolarındaki katılımlarına göre öğrencilerine not veren online üniversiteler var. (bkz: University of Baltimore) Tartışmalara katılımların çevrimiçi olarak yapılması zaman kısıtlamasını da ortadan kaldırıyor.
#yenisayfa#
Sınıftaki derslerde vakit yetersizliği yüzünden sadede gelmek, konuyu bağlamak, detayları atlamak zorunda kalan herkes acısını ziyadesiyle çıkartabilir. Kimse size “sus, kısa kes, baydın” bile diyemeyecek. Buyurun size aklınızdan geçeni utanıp sıkılmaksızın ortaya koymak için bir fırsat. Toplum içinde konuşmak konusunda problem yaşayanlara; yanakları al al olanlara, kekelemeye başlayanlara exi26 gururla sunar.
İnternet ve diğer iletişim araçları sayesinde sürdürülen derslerin, iletişim kurmak ve sınıf arkadaşlarını tanımak açısından zayıf kalacağını düşünebilirsin. “Ben sınıf arkadaşlarımla kaynaşmak, yeni yeni insanlar tanımak, çevremi genişletmek isterim” diyorsan, onun da yolu var. Senkronize dersler adını verdiğimiz derslerde, bütün öğrenciler aynı anda online olur ve eş zamanlı öğrenim yapılır. Bu sayede verilen grup ödevleri ve ortak projeler sayesinde de birlikte çalışma imkânı bulabilir, dil, din ve ırk ayrımı olmadan yüzlerce insanla tanışabilirsin.
“Beş Ugandalı, iki Polonyalı, sekiz Alman arkadaşım var, bir araya geldiğimiz zamanlarda Goethe’den izafiyet teoremine uzanan muhabbetler yapıyoruz” diye böbürlenirken gözlerindeki parıltıyı saklayamazsın. Hem belki bu enternasyonal arkadaşlarınla aranı iyi tutarsan tatillerde kendini oralara davet ettirebilir, Uganda’da yöresel yemekleri yerken soğuk savaştan bahsettik, daha sonra Berlin kulüplerinde sabaha kadar sosyolojik araştırmalarda bulunduk şeklinde tatil anıları anlatabilirsin. Yaşasın Uzaktan Eğitim!
Her şey değişse de bir şey asla değişmeyecek gibi: öğretmenlerin eğitimdeki rolü... İyi üniversitelerden birinde online bir programda olman, ne yazık ki konunun profesöründen birebir ders aldığın anlamına gelemeyebiliyor. Dersi hazırlayanlar deneyimli ve kaliteli profesörler olmasına rağmen, hem her gün okula gelen öğrencileri hem de İnternet üstündeki öğrencileri ile aynı anda baş etmelerini sonra da özel hayatları olmasını beklemek olmaz.
Yoğun e-posta trafiğiyle uğraşmak yarı zamanlı eğitmenlerin görevi. Sorularını onlara iletiyorsun ve vakitlerini sana ayırıyorlar. Bu seni biraz endişelendirdiyse her konudaki sorularını istediğin zaman yanıtlatabilmek için sana gerekli ilgiyi göstermeye hazır bir danışmana sahip olacağından ve bu konuda gerekli hazırlıkları yapmış bir programa katılacağından emin olman gerek. Sonuçta 24 saat e-posta cevaplamayı kendilerine görev edinmiş okullar da var.
Tabii anlattığımız kadarla bitmiyor e-learning. Her okulun kendine göre bir sistemi ve bu sistemlerin avantajlarıyla dezavantajları var. Önemli olan bir daha tekrarlamaktan gurur duyuyoruz ki sana uygun olanı seçmen.